20 Nisan 2010 Salı

Deliler Koğuşu!


“Deliler Koğuşunda Bir Kleptoman!” Başlıklı yazımda arkadaşımın annesinin bu rahatsızlığından dolayı olan üzüntüsünü, başlarına gelenleri ve toplumun tepkisinden bahsetmiştim…
Sıkıntısını yalnızca benimle paylaştığı için geçtiğimiz günlerde ondan buluşmak istediğini belirten bir mesaj aldım…
Buluştuğumuzda hastanedeki ilk görüş gününde yaşadıklarını anlattı.
Ruh ve sinir hastalıkları hastanesi hastaların güvenliği açısından, bir bakıma hapishane gibiymiş. Gelen ziyaretçilerin üzerleri mutlaka aranırken, bir bölümünde yatan hastalardan ayakkabı bağcıkları dahil olmak üzere kendilerine zarar verebilecekleri nesneler toplanıyormuş…
Görüşme bahçe içindeki bir başka bahçeyi bölen parmaklıklar ardında yapılmış. Bir tarafta ziyaretçiler, diğer tarafta hastalar. Hastanın tarafına bir tek eşi geçebilmiş.
Hastaların gezinebilecekleri avluları var iken; hastalar sabah 6’da kalkıyorlar, öğlen 1 saat dinlenme molası dışında uyumalarına izin verilmiyor. Akşam ise erken yatıyorlar. Her gün bireysel ve toplu terapiler yapılıyormuş.
Arkadaşımın kleptomani hastası olan annesi kaldığı yerde ve hastanedeki kişileri gözlemleme fırsatı bulmuş. Birinden bahsetmiş ve bana aktarılanı olduğu gibi size anlatayım:
Zamanında tıp 2. sınıfta okuyan bir adam varmış. Bir fizikçinin kitabını okumuş. Öyle ki; ona aşık olduğunu düşünüyor, onunla ilgili şiirler kaleme alıyormuş. Fizikçi için yazdığı şiirlerin yer aldığı defteri bir kafede bırakmış. Bir gün kadının telefonuna bir şekilde ulaşan adam, onu aramış ve aldığı tepki sen delisin olmuş. Adam şimdi bu hastanede ve tekrar ÖSS sınavına hazırlanıp, fizik bölümünü seçmeyi düşünüyor…
Bir kadın hastadan da söz etmiş. Annesi ve babası ayrılmış. Birgün evlenmiş. Evliliğinde fazla baskıcı olan, üzerine çok düşen kocası, zamanla ilgiyi kesmiş. İnsanların ilgisizliğinden yakınan kadın, bir süredir hastanedeymiş.
Bir başka bayan hastada; günde birkaç kere yalnızca tuvalet üzerine yoğunlaşarak temizleme yapıyormuş. Orayı günde bir kere silmekle yetinmeyen kadın, bunu bir çok kez tekrarlıyormuş. Obsesif Kompulsif Bozukluğu olduğunu düşündüğüm bu kadınla ilgili bildiklerini bu şekilde aktarmış kızına annesi. Diğer hastalıkları bilmem ama OKB’nin bir delilik olmadığı konusunda uyarmak isterim.
Arkadaşımın annesi ziyarete gelen kocasının akrabalarına yatış sebebini nörolojik açıdan diye aktarmış. Yani yalan söylemiş. Bu şimdi ne kadar doğru? Bence yanlış.
Açıkçası hastanede gördüğü hastalardan mı? Yoksa yaşadığı stresten mi? Bilinmez. Arkadaşım annesinin epey kilo verdiğini söyledi.
Bu insanlar tedavileri bittikten sonra eski hayatlarına geri dönebilecekler mi? Yaşanılanları ve hastaneye yattıklarını öğrenenler nasıl bir tutum içinde yaklaşacaklar? İşe girip, sosyal hayatlarını yaşayabilecekler mi?
Toplum bilinçlendirilmeli! Onların tutumu şekil verebilir yaşamlarına. Onları kaybetmektense, hayata kazandırmaktır önemli olan…

5 yorum:

Eliza Doolittle dedi ki...

Ayfer Tunc'un gecen yil yayinlanan romani Deliler Evi'ni okuyun, bu yaziyi kaleme alan sana yarasir, seversin diye dusunuyorum...

pabuç dedi ki...

Allah yardımcıları olsun...

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Allah kimseyi düşürmesin oralara...

Profösör dedi ki...

Aslında ben de bu konuda bir zkitap yazmak istiyorum. Birtakım çalışmalarımız oldu ama henüz yeterli değil.

cilekperisi dedi ki...

ben lise döneminde anksiyete tedavisi gördüm. doktora gittiğim zaman tedavi olan insanlarla bi arada oturur beklerdim sıramın gelmesini.. hayatımda gördüğüm en samimi ortam olduğunu söyleyebilirim... şimdi sözde normal insanlar içinde yaşıyorum ama o samimiyet yok hiçbir yerde... anksiyetem mi? geçmedi hala..