
Anne, senelerdir evli ve çocuğu olmadığı için üzüntü duyan kız kardeşine kendi elleriyle son, yeni doğmuş bebeğini vermişti. Teyze anne olacak, öz anne teyze olarak hayatları şekillenmişti.
Anne çocukları ile ilgilenirken zaman geçiyor, bir yandan da kız kardeşiyle ve yavrusuyla görüşüyordu. Günler takvimden birbir koparken, aylar yılların nezdinde eğiliyor, yalan gerçeğin kendisi oluyordu.
Çocuk teyze bildiği annesini çok seviyor, anne olan teyzesini de yere göğe sığdıramıyordu...
Ansızın çıkagelen fırtına yaşamları yerle bir edecek, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Söz konusu; yalanlar birikintisinin derinliklerinde kalan hayat olunca, hasarın telafisi mümkün olmayacaktı. Onarılması mümkün düşünülenin yanılgı olduğu, duvara çarpmışçasına dank edecek, yıpranmalar, hayıflanmalar kar etmeyecekti.
Bir gün yalanlar toz yığını gibi dağılacak, gerçekler dolu gibi yağacak, yanlışlar tabandan süzülerek sonsuz hiçliğe akacaktı.
O artık çalışıyordu. Gerçeği kim söyledi bilinmiyor. Yıllardır annesi bildiğinin teyzesi, teyze dediğinin öz annesi olduğunu öğrenmesi, kısacası hayatının işlenmiş yalanlar bütünü olduğunu farketmesi; yıkılmasına sebep olmuştu.İlk işi hesap sormak oldu. "Diğerleri yanındayken ben mi fazla geldim?" diye çıkıştı annesine. Kardeşleri bu zor zamanında yanında oldu. Ama o teyze çocukları olduklarını hatırlattı. Etrafın böyle bildiğini ve bu durumu bozmamaları gerektiğini yineledi. Annesinden ise nefret ediyordu.
Onun yaşadığı travmalar o zamanlar anne tarafından yapılan hatanın getirisiydi. Bir anne canından, kanından olan çocuğunu nasıl verebilirdi?