20 Eylül 2011 Salı

Seviyor musun? Sevmiyor musun?


Üzerinde koyu mavi desenleri ile dışarıdan gelen ışığın buluştuğu beyaz seramik kahve fincanından yukarı doğru dağılan duman, hemen hemen aynı renklerdeki fincan tabağına iliştirilmiş viskili çikolatayı nemlendirmişti. Bir el ötesinde bilgisayar ve ekranında yazılıp yazılıp silinen harfler, diğer yanda yazıya döküldükten sonra defalarca açılıp kapanan dosyadan akmış sayfa sayfa yazılar vardı...

Günlük güneşlik bir hava hakimdi dışarıda. Buna sevinen kuşların cıvıltısı, ferforje balkon korkuluklarına konan serçelerin oynaşması ve hemen aşağıdaki renk renk çiçeklerin sallantısı oldukça hoştu. Dünden kalmış, sonbahara inat bir gündü. Güzeldi! Hani güzeldi de...

Bir şeyler eksikti bu şehirde. Birkere huzur yoktu. Zaten saygı deforme olmuştu. Gerçeklik çok az gerçekçiydi. Hep kalabalık ve kargaşa hakim olduğundan o an yardıma ihtiyacı olan insanları farketmek imkansızdı. Sonra biri için gerçekleşen pozitif bir gelişmenin diğerleri için huzursuzluk olduğu olgunlaşmamış bireylerle dolu iş yaşamları vardı. Liste böyle uzar giderdi. Hele ki; uzun bir tatilin keyfini çıkarıp geri dönen biri için bu hiç bitmezdi. Ah İstanbul!

İstanbul kırılmazdı. Ben ona muhtaçtım, o da tüm kadınlığıyla beni sarmaya... Bu yüzden biraz da şımarıklığımı yansıtıyordum düşüncelerimde. "Mesala istediğin an koşup o tahta iskeleye gidememenin boşluğunu yaşadın mı hiç sen?" diye mırıldanabiliyordum en yakınlarıma. Yada "Motorlu bir tekne kiralayıp karşı kıyıdaki ağaçlıklara yalnız kafa dinlemeye gidebiliyor musun?" diye sorabiliyordum kısık sesle... Güzel bir şarkı açıp sahil boyunca bisiklet sürmenin, esnaftan alışveriş yapmanın, bahçeyle uğraşmanın, küçük bir kasabanın dar sokaklarında bağrışan küçük çocuklarla tek kale maç oynamanın, sahile inmenin, birgün sessizliği dinleyip, diğer gün canlı müzikle coşmanın keyfini alabilir miydin bu şehirden?

Sonra karar ver demiştim kendi kendime... Seviyor muydun bu şehri yoksa sevmiyor muydun?

6 yorum:

Aynur (Küçük Hala) dedi ki...

sevmekten ziyade aşk gibi anlaşmışsın ya zaten...galiba sen bu şehirle aşk yaşıyorsun :)

Pabuç dedi ki...

hoşgeldinnn...Kayıp şehrin kayıp bloggeri :)

Yazının ilk paragrafından johny Depp'in Secret Window filminin o sakin halini (sonrasında korkunç şeyleri değil tabiki) hatırladım..sakin bir ortam bir yazar ve gizemli bir tatil..

Sadece o kadar ama...

İstanbul'da yaşayan ve yaşamış olan herkes çok sever orayı..aşık olmuşsan bir kere kurtuluş yok o şehirden...

Saygılar...

Antipatik Yazar dedi ki...

Pabuç: Beni tanımladığın cümle çok hoşuma gitti doğrusu. "İstanbul'u seviyormuyum?" seviyorum sanırım :)
Tekrar tekrar hoşbulduk!

Antipatik Yazar dedi ki...

Aynur (Küçük Hala) : Dediğin gibi belki de. Öyle değilse bile olsun ;)

hasret senfonileri dedi ki...

Ben sevmiyorum!.

BEN
İSTANBUL'u
SEVMİYORUM...

Antipatik Yazar dedi ki...

Hasret Senfonileri: "Bir farklı yolculuk" başlıklı yazınızda anlattıklarınızdan sonra İstanbul'u sevmemenizi anlayabiliyorum. Yok eğer başka nedenlerden ötürü ise; sebebini öğrenmek isterim doğrusu...