29 Eylül 2011 Perşembe

Yokluğun Daim Mi Şimdi?


Loş bir kafenin küçük masalarından birine oturmuş kahvemi yudumlarken, günü geçmiş bir dergiyi okumaktan sıkılıp, sağ tarafımda bana uzakçana kalmış bir pencereden içeri vuran gün ışığının daha bir belirginleştirdiği uçuşan tozların düşüşünü izliyor ve düşünüyordum...

Masanın üzerinde porselen fincan tabağının altına iliştirilmiş bordo renkte bir peçete, zaten eski sayısı olan derginin son sayfalarından birinde yarısı çözülmüş olarak bırakılan bir bulmaca, esmer şekerlerin içiçe geçtiği kabın yanında epeydir dokunmadığım blackberryim ve mailboxıma düşen markaların gereksiz kampanya tanıtımları vardı ve ben sıkılıyordum.

Bir cevapsız çağrı aradı gözlerim. Sessizde olmadığını bildiğim halde, sessize aldığımı sanmışçasına tekrar tekrar tuşlara dokundum. Ne bir arama, ne de bir hatır soran kısa mesaj vardı. Hemen sonra "Unutuldum mu?" diye düşünüverdim. Onca gülüşme ve paylaşımlara, onca güzel anılara rağmen hiçbiri epeydir aramıyordu.

Peki niyeydi bu? Niye kesilmişti telefonlar. Şehir dışında geçirdiğim uzun bir tatilin bitiminde İstanbul'a döndüğümü bilmelerine rağmen niye yanımda değillerdi? Uzaklık mesafe olsa da dostluğun mesafesi olur muydu? Yokluğumda aklıma geldikçe hepsini aramıştım oysa ki. İstanbul'a dönüş yapacağım zamana yakın telefon edip buradan bir istekleri olup olmadığını da sormuştum. Bu sebeple kimse bana "Hayırsız" diyemez diye çıkışıp durdum içimden. Ve sonra yaklaşık iki aylık yokluğun, geçmişteki yaşanılanları silmesini komik olarak adlandırdım.

2 yorum:

Diplomalı Bakkal dedi ki...

Silinmez ki iki ayda öyle. vefadır bunun adı. vefasızlıktır ya da..

Antipatik Yazar dedi ki...

@Diplomalı Bakkal: Vefasızlık yaptığımı düşünüyorlar vefasızlar belki de...
Bilemiyorum...
Ben her yazımda öyle alenen olmasa da bir şeyleri eleştirdim, eleştireceğim...
Bunda da "vefasızlığı"
Vefasız olan ben miydim? yoksa onlar mı? zaman gösterecek....