Mercedes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mercedes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2010 Cumartesi

Benim Adım "Gam"


İstanbul ne Nişantaşı'ndan ibaret, ne de Ortaköy'den. Diğer ilçe ve ilde yaşayan ya işsizlikle bütünleşik yada geçim derdiyle devrik.
Dolce&Gabbana çantasını bileğinde taşıyan yüksek topuklu kadın yada Mercedes'inde bluetooth kulaklığıyla sohbet eden adam mutlu azınlığın resmi ise; evlere temizliğe giden üniversite mezunu 40 yaşındaki Fatma teyze veya kahvehanede sarı sayfalarda iş arayan yeni mezun mutsuz çoğunluğun portresi.
Adamlar okeye dördüncü arama derdindeyken, kadınlar fındık yada çay toplarlar. Evin hanımı akşama ne pişireceğini düşünürken, baba bırakın çocuğuna karne hediyesi için söz verdiği bisikleti, akşam eve erzak olarak üç beş kuruşa ne alabileceğini tahlil eder.
Anadoluda durum bu. Orada hayat her gün ağarmasıyla böyle doğar, her güneşin batmasıyla yarının derdi boğar.
Geçin işlek bir caddeye, oturun. Koşuşturanlar arasında kaç tane güler yüz göreceksiniz? Mutsuz yüzlerden tahmine varın. Zihninizde canlandırın. Derdi, tasası, düşüncesi nedir arayın.
Ne diyelim? "Bizi bu hale getirenler utansın!"
Bu hayatın jeneriği Karacaoğlan'ın şu sözleridir ;
Bana derler gam yükünü sen götür,
Benim yük götürür dermanım mı var?

5 Nisan 2010 Pazartesi

Para Yiyen Kız Modeli (Angutolog)


Yüzde yaşını olduğundan büyük gösteren makyaj, elde pahalı, marka bir çanta, ayakta yürümekte zorlandığı yüksek topuklular, cepte sıfır kuruş yanında zıpır bir züppe…
Böyle mi olmalı? Bütün bayanları bu kategoriye katmıyorum ama günümüz kızlarının birçoğu aynı. Ergenliğe yeni girmiş veya yirmili yaşlarında olan Türkçe’yi katlederek konuşan, tiki akımının öncüsü olmak için yarışan, en büyük derdi kırılan tırnağı olan birçok kız var.
Drinkleri çeksin diye angutlarla birlikte olan, angutolog kızlar söz ettiğim. Hoş vakit geçirmek için yanındakini kullanan, sömüren maddi durumundan faydalananlar. Yanındaki kızlardan gözü dönen, delikanlılığın cumhuriyetini kurup bayrağını diktiğini düşünen zavallı embesil kardeşlerime değinmiyorum bile. Eyvallah diyorum.
Birkaç hafta önce kız arkadaşımın bir dostu ile karşılaştık. Üç beş ayakta lafladıktan sonra, kopamadıkları için bir mekana geçtik. Oturduk, konuştuk, sohbet ettik.
Kız mekanda eski sevgilisiyle karşılaştı. Bizden ayrıldı. Yanına gidip biraz muhabbet etti. Tekrardan masamıza geldiğinde durumunu anlattı. Sevgilisinin giyinişiyle, konuşuşuyla, hareketleriyle tam bir kıro olduğunu düşündüğümü belirttim. Beni onaylayarak, şöyle dedi:
- “Ama parası var. Ailesi zengin. Arabasını gördün mü? Bak camdan görünüyor. Mercedes.”
- “Peki yaptığın doğru mu? Para yemek! Ben asla paramı yedirecek kadar aptal olmadım.” dedim.
Ne dese beğenirsiniz? “Ben istesem seni kendime aşık eder çok güzelde kullanırım. Aşktan gözün görmez.”
Sevgilime işaret ettim. Muhabbettin baydığını, haz etmediğim kişilikte bir tiple karşı karşıya olduğumu anlayan kız arkadaşım müsadeyi isteyerek ayrılmamıza vesile oldu.
Arkadaş grubumda da var böyle iki üç tip. Barda eğlenmek, içki ısmarlatmak için yanına birilerini takıp gece hayatına çıkanlar. Yada sevgiliye değil, son model arabaya, bir yazlığa, üç beş daireye veya eskimiş apartmana tav olanlar. Yok mu? Etrafa hava atmak için kızları arabaya doldurup, radyoyu son ses açıp hız yapanlar.
Bana gelince cimri miyim? Hayır! Para yedirenlerden miyim? Yine hayır! Kullanmak yada faydalanmak isteyen biri olduğunda bunu kolayca sezerim. Hayatıma sokmadan, yalanlar ülkesine gidiş biletini eline veririm.
Bunlara “Allah akıl fikir ihsan eylesin” der, selamımı çakarım.