26 Mart 2010 Cuma

No Signal!

“Oh I know I am on tonight my hips don't lie,
And I am starting to feel it's right
All the attraction, the tension
Don't you see baby, this is perfection” sözleri geçen o muhteşem şarkıyı çalarken radyo, direksiyonda ben, yan koltukta kız arkadaşım uzun zamandır tek bir insanın veya aracın geçmediği o ıssız yolda son sürat sürüyorum. Benzinimin azaldığını fark ederken, radyonun çekmediğini, güzel şarkıların yerine hışırtının bize eşlik ettiğini duyuyoruz. Farklı bir frekans arayıp, bulamadıktan sonra, cihazı kapatan sevgilim, çantasından Apple Iphone’u çıkarıyor, ekranda “No Signal” yazısını görüyor ve başlıyor kullandığı hattın markasına söylenmeye. Kısa bir aradan sonra bu uzun yol çekilmez diye çıkarıyoruz mp3 player, kulaklığın bir tarafı bende diğer tarafı onda, çalan güzel bir parça, bağırarak söyleyip, eşlik eden ve arabanın plastik bölmelerine vurup ritim tutan biz. Ve anında yolda, önümüzde bir şey fark edip direksiyonu kıran ve fren yapıp savrulan ben. O anda fırlıyorum arabadan ve yola o şeyin yanına gidiyorum. Hayretler içerisindeyim! Yolun ortasında kanlar içinde ezilmiş, ölmüş bir geyik. Kısa bir süre sonra kız arkadaşımın yanına, arabaya geçiyorum ve kontağı çeviriyorum. Ne mümkün araba çalışmıyor. Telefonumu çıkarıyorum, çekmiyor. Ne yapacağımızı düşünürken, başlıyoruz yürümeye. Yakınlarda bir yerlerde yardım sever insanlar bulmak zor olmasa gerek…
Yolda ne bir benzinci, ne de bir market görüyoruz. Epeyce yol aldıktan sonra yolun kenarındaki çayırlıkların ilerisinde ahşap eski bir ev görüyoruz. Yardım için oraya doğru yürüyoruz. Yaklaştığımızda sesleniyoruz, ama sesimizi duyup, karşılık veren yok. Dışarıdan pencereye baktığımızda evin perdelerinin eskidiğini ve sarardığını, tül olmayan camlardan eski mobilyaların üzerinin tozlandığını görüyoruz. Zil olmadığı için kapıya vurduğumda, geriye doğru açılıyor ve seslenerek içeri giriyoruz. Ne mümkün, kimseler yok. İçerisi boş. Aylardır uğranmadığı açıkça ortada. Girişten salona doğru gittiğimizde arkamızda kalan kapının sertçe kapandığını duyup irkiliyoruz. Koridorda bulunan bodrum katına giriş için çürük bir kapısı olan yere dikkatimizi veriyoruz. Aşağıdan tıkırtılar geldiğini duyuyor ve merak ediyoruz. Merdivenlerden inerken tavana asılı lambanın ipini çekerek açıyoruz. Birkaç kez yanıp söndükten sonra, içeriyi aydınlatıyor. Alt kata vardığımızda yerde yüzüstü yatan kanlar içerisinde bir kadın cesedi olduğunu görüyoruz. Kız arkadaşım haykırarak merdivenlerden yukarı doğru çıkıyor ve tabii bende peşinden koşuyorum. Yukarı vardığımızda koridordan koşarken ayağının altında kayan kilimden sebep düşüyor. Onu kaldırıyorum ve birlikte kapıyı açıp evden dışarı çıkıyoruz. Bir hışımla koşuyoruz yola.
İşte o anda uyanıyorum. Derin bir oh çektikten sonra bilgisayarın başına geçiyorum. Korku filmi izlemeyi seven ve bir çoğunu izlemiş olan ben; klişeleşmiş korku filmi olayları üzerine bu yazıyı yazıyorum. Hepsin de mi aynı şeyler olur? Araba ıssız bir yerde, ormanlık bir alanda, eski bir yolda bozulur, sürücü ve arkadaşları ellerinde harita olduğu halde kaybolur sonrasında olaylar gelişir, telefon çekmez yada bataryası biter. Karakterler kaçmak yerine hep olayın üstüne üstüne giderler. Mutlaka yolda ezilmiş bir geyik bulunur. Güney Kore filmlerinde yüzü ve suratı griye bulanmış, kollarını ters çevirip yürüyen bir çocuk mutlaka vardır. Genç karakterler hep bağımlılık yaratan maddeler kullanırlar, sürekli bulundukları yerdeki jeneratör bozulur, katil tabanca gibi kolay öldüren bir şey yerine keskin bir alet kullanır. Öldürülen kişilerin hesabı kapanmadığı için ruhları olay çözülene kadar geri dönüp, zararsız insanları rahatsız eder. Musluklar kendiliğinden açılır, eşyalar yer değiştirir, kapı sertçe kapanır. Aynanın buğusu sayesinde yazılan mutlaka bir mesaj vardır. asansör bozulur, ipi kopar veya tüm kat düğmeleri yanıp söner. Ölmeden önce kişiler, bilgi vermek veya yardım için duvara kanlarıyla yazı yazarlar…
Senaristleri daha yaratıcı fikirler bulmaları için düşünmeye davet ediyorum…

1 yorum:

papuç dedi ki...

evet evet ama herseferinde de izliyoruz o filmleri...Korku filmi deyince Merdiven Altındakiler diye bi film vardı Allahım ya ne korkunçtu aklıma geldi de yine korktum ;) Korku filmlerini severim ama sadece severim izleyemem;izlediklerimi de büyük ihitimal cd alıp gündüz izlerim o kadar cesurum yani :P Farz-ı misal Testere filmini hayatta izlemem (izleyemem )neyse öyle işte..Sen de kork filmi yazarsan haberimiz olsun en azından okuruz (aman dikkat şu Türk korku filmlerine benzemesin çünkü onlarda çakilir gibi deyil )