Deliler Koğuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deliler Koğuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Deliler Koğuşundan Çıkan Kleptoman!


O bir kleptoman! Çalma davranışında bulunurken defalarca yakalandı. Fakat hastalığı nedeniyle bu davranışı tekrarlamaktan kendini alamadı ve birçok kez nezarethaneye atıldı. Mağaza sahipleri tarafından hakkında hukuki işlemler başlatıldı. Belki suçsuzluğunu ispatlamak, belki de psikolojik yardım almak için terapilere başladı ve sonunda adli vaka olarak akıl hastanesinde yattı. Ve bir süre sonra kendisinin “Deliler koğuşu” diye nitelendirdiği bir bölüme alındı. Burada çok sıkıntılı günler geçirdi. Yaşattıkları hastaneden çıktıktan sonra da devam etti…

Arkadaşımın annesi kendi yaşadığı bu durum sebebiyle zor günler geçirdi. Onun yanı sıra ailesi de; yakın çevresi, akrabaları ve komşuları tarafından yadırgandı. Samimiyeti olanlar arayı uzattı. Zamanla komşular kapılarını açmaz oldu. Dedikodu yayıldı. Ve sonunda herkes ona sırt çevirdi...

Daha önce birkaç yazımda detaylarıyla yaşadıklarını anlattığım bu kadını tanıyanlardan aldığım bilgilere göre iki farklı görüş ortaya çıkıyordu. Birincisi; hastalığının arkasına sığınıp davalardan yırtmaya çalıştığı, ikicisi de; aslında herhangi bir rahatsızlığının olmadığı, kleptomaniyi üzerine giyerek yaptıklarına kılıf uydurup kendini bu zor durumdan kurtarmaya çalıştığı ile ilgiliydi. İkinci yorumun doğru olduğunu varsayarsak unuttuğu bir şey vardı; doktorların çeşitli yöntemlerle onun kleptoman mı, bu rahatsızlığı kurtuluş yolu gören bir hırsız mı olduğunu anlayabilmesi…

Davalar bir sonraki duruşmaya ertelendi. Ve o bir daha geri dönmemeyi dilediği akıl hastanesinin dört duvarı arasına kapanmaya mecbur kaldı. Günlerce orada yaşadı. Bu kalış öncekinden daha kısa sürdü. Bir gün doktor onu karşısına aldı ve hafif ti’ye alarak şöyle dedi: “ Sen iyisin! Zekisin. Öyle ki; imkanın olup da okusaydın profesör, veya doktor olurdun…”

Akıl hastanesinden çıkan kadın mahkeme günlerini bekledi. Davaların kendi açısından güzel sonuçlanmasını istedi…

Bu yaşananlardan ayrı olarak söylenmesi gereken şu ki; hırsızların kleptomaniye sığınarak kendilerini aklamaya çalışmaları, hiçbir insanda bulunmayan acınası kişiliklerinden ötürü geliyor…

18 Mayıs 2010 Salı

Deliler Koğuşundan Çıkış!


“Deliler Koğuşunda Bir Kleptoman!” başlıklı yazımda; arkadaşımın kleptomani hastası olan annesinin bir çok kere çalma davranışında bulunurken yakalandığından, dava edildiğinden, karakola düşmesinden ve nihayetinde akıl hastanesinde yatmasından söz etmiştim.
“Deliler Koğuşu!” başlıklı yazımda ise; koğuşundaki ve hastanedeki hastaların ilginç yanlarından, hastanenin işleyişinden bana anlatıldığı kadarıyla söz etmiştim.
“Kleptoman & Olasılıklar” Bundaysa; arkadaşımın annesinin çalıntı olan ürünleri uygun fiyata alıp, satışını gerçekleştirdiğine değinmiştim.
O ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden çıktı. Artık kızıyla birlikte. Bir “Geçmiş olsun” demek gerekti değil mi? Bende öyle yaptım. Açtım telefonu, aradım arkadaşımı, aldım adresini, gittim evlerine.
Annesine; onun durumundan haberdar değilmiş gibi davranmam gerekliydi. Nörolojik nedenlerden ötürü baş dönmesi ve bayılma yaşadığını öğrenmişcesine konuya girdim.
Öğrenmek istedim. Neler olmuş? Ne çileler çekilmiş? Durumları nasıl? Neden oradalar? Hepsinin yaşanmışlıkları, öyküleri, izleri, sıkıntıları başka…
Üç hastadan söz etti. Size bana anlatıldığı kadarıyla söz etmek istiyorum:
Kadın hasta. O bir anne. Down sendromlu çocuğu var. Yıllardır bakıyor ve seviyor. Nasıl oldu bilinmez? Bir gün çocuğunun ayağının altına şişi sokmuş, üstünden çıkana kadar geçirmiş. Şöyle demiş: “Onu çok seviyorum”
Bir başka hasta. O da kadın. Kardeşlerinin bir kısmı Amerika’da yaşıyormuş. Amerikalılardan haz etmiyormuş. Hikaye böyle ya! Bir gün yan daireye Amerikalı yada Amerika’dan gelmiş bir Türk taşınmış. E haliyle yeni evi onarmak gerek. Tadilat çalışmaları yapıyormuş. Kadın da şöyle bir düşünce oluşmaya başlamış: “Matkapla duvarını, duvarıma kadar deliyor. Deliklerden içeri gaz verip beni öldürecek.” Kardeşlerine söz etmiş. Polisi aramış, şikayette bulunmuş. Ve savcılığa kadar gitmiş bu olay. Komşu şikayet etmiş, o şikayet etmiş. Sorunlar gittikçe büyümeye başlamış aralarında. Kardeşleri hastaneye yatması gerektiğini düşünmüş. Kadın şimdi onlardan korkuyormuş. Mal varlığını ellerine geçireceklerini düşünüyormuş. Bana bir şey imzalattılar demiş. Sonuç mu? O hastanede.
Bir başka hasta. Kısa bir süredir arkadaşımın annesiyle aynı koğuştalarmış. Öğretmenmiş. Kimseyle konuşmuyormuş. Ta ki; arkadaşımın annesinin diğerlerine göre daha normal ve konuşkan olduğunu görene kadar. Anlattığına göre; şikayet edilmiş. Kaymakamlıkta onu rapor için yollamış. Sonuç olarak birkaç gün yatması gerekmiş.
Geçmişte yaşanılan, iz bırakan olaylar. Kim verdiyse bu zararı? Onların orada olmasının nedenidir. Yazıklar olsun!

17 Nisan 2010 Cumartesi

Deliler Koğuşunda Bir Kleptoman!


Hayır! Ne maddi çıkarları, ne de ihtiyacı olduğu için çalıyor. O bu davranışı gerçekleştirdiğinde rahatlıyor.
Dün. Deniz kenarında bir çay bahçesinde, önümde taşınabilir bilgisayarım geçirilmesi gereken yazıları sisteme aktarıyorum. Tesadüf. Uzun, çok uzun zamandır görmediğim bir kız arkadaşla karşılaşıyoruz. Konuşuyoruz. Dertli, çok dertli. Sıkıntısı yüzüne yansımış. Soruyorum. Başlıyor anlatmaya.
Annesinden bahsetti. O bir kleptomani hastasıymış. Önceleri eve gelen ürünleri, ev hanımı olduğundan nasıl alabildiğini düşünen arkadaşım, sonrasında yaşanılan hırsızlık olaylarından ötürü karakollardan toplamış annesini. Olay ayyuka çıkınca çevreden tepkiyle karşılaşmalar. Komşuları uğramaz, kapılarını açmaz olmuşlar. Akrabalar arayıp sormayı kesmiş. Baba bu durumdan sıkılmış, boşanmayı kafasına koymuş.
Aşırdığı nesneler sanılanın aksine aşırı değerli şeyler değilmiş. Elbise, cep telefonu, gerekli gereksiz ne varsa. Birçok kez farklı yerlerde ürün çalarken yakalanmış. Nezarethaneye atılmış, sorguya çekilmiş. Yanlış üstüne yanlış yapınca polisler tarafından kötü muamele uygulanmış. Belki de şiddetin ta kendisiyle orada tanışmış. Ayılıp bayılmalar, sinir krizleri yaşamış.
Anlattı. Bir anısını anlattı. Arkadaşımın babası eşini karakollardan toplamaktan sıkılmış. Her defasında evde tartışmalar yaşanır olmuş. Bir gün kadın mutfak için alışveriş yaparken gizlice takip etmiş. Hamburger ekmeğini elbisesinin içine attığını gören adam, çıkışta karısının yüzüne tükürüp çekip gitmiş.
Kadın mahkemelik olmuş. Sanırım farklı mağaza sahipleri tarafından dava edilmiş. Avukata danışmış. Kızı psikiyatriste gitmesi için destek olmuş ve sonunda teşhis konulmuş. Fakat kadın durmamış çalmaya devam.
Sonunda akıl hastanesine yatmış. Belli bir süre sonrada yer kalmadığı gerekçesiyle deliler koğuşuna alınmış. Halen davalar devam ediyor.
Kleptomani hastaları. Onlar maddi açıdan değeri olduğu, ihtiyacı olduğu için nesneyi çantaya atmazlar. Çalma davranışını gerçekleştirmeden önce yaşadıkları gerilim ve yaptıktan sonra rahatlama, mutluluk ve büyüklük hissidir yaşadıkları. Bu davranış onlar için aniden gerçekleşir, planlanmaz yada önceden düşünülmez veya birinden intikam almak için yapılmaz.
Sardunya Kralı Victor ve Fransa Kralı IV. Henry bu özelliklere sahipmiş.
Kleptomani hastaları bilirler, yaptıklarının uygunsuz, yanlış ve kötü olduğunu. Şöyle ki; çocukluklarında aile ilişkilerinin sorunluluğu, olumsuz koşullarda gerçekleşen kayıplar, benliğe yapılmış saldırılar, özgüven duydukları konularda başarısızlıklarla gelen yaralanmalar hastalığın en önemli nedenleri arasında.
Tedavi yöntemi; uzman tarafından, hastanın geçmişi ve yaşantısındaki zedeleyici olaylar saptanır, uygun düşünce şemaları geliştirilir ve toplumsal ilişkilerde uygunsuz savunma mekanizmalarının değiştirilmesini hedefleyen terapiler, kaygı durumu ile birlikte dürtüsel hareketleri azaltmak için ilaç tedavileriyle başarılı sonuç alınır.
Elbette hiçbirimiz yakınımızda yanlışlar yapan bireylerin olmasını istemeyiz. Yanında sürekli bir şeyler aşıran insanla gezmek ne kadar doğru? Ama bu insan hasta. Toplum tarafından dışlanıyor, kocası bile hastalığı kabul etmiyor. Önce yapılması gereken toplumu bilinçlendirmek. Bilinçsiz insanları bu konu hakkında bilgilendirmek olmalı. Küçükken yaşanılan problemler nedeniyle nüksettiği düşünülen bu hastalık, çevresi tarafından da dışlanınca düzelme gösterir mi? Hayır!