30 Ocak 2013 Çarşamba
Yere Göğe Sığdıramadığımız O Muhteşem İnsanlar
24 Ocak 2013 Perşembe
Seni Ne Çok İsterdim…
Küçüklüğüm,
ardıma bakmadan bıraktığım küçüklüğüm. Şimdi ne çok isterdim yine küçük olmak.
O sahil kentinde plaja inip İspanyol çingenelerinin taktığı Flamenko şapkadan
takmak ve kumdan kaleler yapmak ne çok isterdim. Bilmediğim yabancı dilde bir
parçayı melodisine uygun olarak söylemeyi, sevindiğimde bunu gerçekten
göstermeyi, köpeklerden korkup yine de sevmeyi ve büyüklerin hayatına özenmeyi
ne kadar çok isterdim…
Kibirli insanların kibir dolu söylemlerine konu olmamak için çabalamayı bırakıp
anın tadını çıkarmayı, bir çıkar ilişkisi olmadan sevmeyi ve sevilmeyi, dost
görünenlerle yüz göz olmamayı, kötülükle henüz tanışmamayı ne çok isterdim…
23 Ocak 2013 Çarşamba
Her Geçen Saniye Ölüme Daha Yakınsın!
Her geçen anda ölüme daha yaklaşıyoruz ve kaybettiğimiz
zaman yapabildiklerimizle veya yapamadıklarımızla akıp gidiyor. Şuanda bu
yazıyı okurken bile zaman öyle hızlı geçiyor ki; bu süre zarfında ne kaçırdığını
görmek gerçekten üzücü…
Hep söyledikleri gibi “Hayat bir sahne”
ve hepimiz bize biçilen karakterleri oynuyoruz. Telaş içinde oradan
oraya koşup her şeye yetişmeye ve yetmeye çalışarak zamanımızı harcıyoruz.
Hayatın rutinine bir de duygularımız eklenince doğru kararlar alıp, doğru
şeyler yapabiliyor muyuz orası şüpheli. Ama en çokta kendimizi ve çevremizi
yıprattığımızla kalıyoruz. Çünkü duygusal düşündüğümüzde aldığımız kararlar,
bulunduğumuz eylemler hep ya öfke doludur, ya da akılla düşünemediğimiz için
mantık dışı…
Öfkelendiğimizde bunu boşaltırken yaşadığımız negatiflik öyle yüklü oluyor ki
beden de; dışarı salımı da, hissen aldığımız duygu da zarar veriyor bize ve
çevreye…
İşte tam da sana bunları söylemek istiyordum. Küçük oyunlar, hesaplaşmalar, kin
duymalar ve öfke nöbetleri hepsi zamana yaydığın boşunalıktan başka bir şey
değil. Zaman öyle kısıtlı ki bunu mutlulukla, paylaşmayla, aşkla ve sevgiyle
geçirmek yine bizim elimizde…
22 Ocak 2013 Salı
Kelimelerden Gelen Dostluk

Yine yağmur yağıyor ve ben sıcacık kahvemi alıp şöminenin
karşısına geçtim ve bir yandan dışarıdaki güzelliği izlerken, bir yandan da
sana yazmaya başladım. O kadar uzun zamandır yazıyorum ki; artık bazılarınızla
yazmadığım da bile mesajlaşır, birbirimizi haberdar eder ve mailleşir olduk…
Hiç görmesem bile dostluğunu ve arkadaşlığını yakından hissetmek öyle güzel ki
bu yüzden kopamıyorum sanırım buraya yazmaktan. Zaman zaman boşladığım olmuyor
mu? Oluyor. Ama hep bir dinleyen, hep bir anlatan oluyor burada ve bunun
keyfini yaşamak harika...
Dostluk, anlaşılır olmak, paylaşmak, anlatmak güzel şeyler. Oysa bir de dost
gibi görünen insancıklar var ki onlardan bahsedeceğim bu yazımda.
Benim dost saydığım ama aslında hiç dost olmayan insanlar yok çevremde. Zaten
bu tarz insanlar hep iş hayatımda karşıma çıkmıştır ve oyunlarına usta oyunbazlıkla
öyle sert cevaplar vermişimdir ki; bir daha ya oynamaya yeltenmemişlerdir ya da
oynadıkça oynanmaya alışmışlardır…
Huylu huyundan vazgeçmezse ve bu kötü bir huy ise; onu törpülemek lazım değil
mi? Ben de öyle düşünüyorum ve hemen atağa geçiyorum. Sırlar, yalanlar, türlü
düzenbazlıklar, ast-üst ilişkileri, yalakalıklar, üzerine basıp geçmeler
bunlarla o kadar çok karşılaşıyorsun ki iş hayatında ya bir süre sonra baş
etmeyi öğreniyorsun ya da pes edip yenilgiyi kabulleniyorsun ve sinene
çekiliyorsun.
10 Ocak 2013 Perşembe
“Seni Seviyorum” Demek Neden Bu Kadar Zor? (III)
Bir peri masalına girer gibi başlayacaktım ama benim öyle
gerçekte yaşanmayacak kadar büyülü bir aşk hikâyem olmadı. Öyle şaşaalı,
gösterişli aşklar bir kitabın sayfasında, bir film karesinde ya da bir şarkının
meyanında değil de gerçek hayatlarda yaşanıyor olsaydı sanıyorum her birimiz
böyle büyük bir aşkı yaşayamadığımız için kendimizde bir sorun arar dururduk.
Bu kez mevzu muhabbet aşk olunca yapmak istediğimden değil,
yapamadığımı anlatmakla söze başlayacağım.
İnsanlar birbirilerine ne kadar kolay “seni seviyorum” diyor, birbirlerini ne kadar çabuk “canım” yapıyorlar,
“bir tanem” ya da “hayatım” öyle yürekten söylenmeyince ne kadar yavan duruyor.
Kelimeler söylene söylene gücünü yitirir olmuş, anlamını kaybetmiş ve gündelik
olmuş. Hele ki “seni seviyorum” cümlesinin büyüsü bir tütsü kokusu gibi etrafı
sarmaya başladığında ne kadar çabuk dağılır olmuş. Varsın ben sevdiklerime sevgimi
kelimelerle belli edemeyim, varsın o iki kelimelik cümlenin gerçek etkisini hiçbir
zaman bilemeyim ve varsın tutkumu sözlerimle söyleyemeyeyim…
Olsun! Sevgi yürekte durduğunda hayat bulur ve hayat bulduğunda anlam kazanır…
8 Ocak 2013 Salı
“Seni Seviyorum” Demek Neden Bu Kadar Zor? (II)
Ben bu yazıyı yazarken gökyüzünden lapa lapa kar düşüyor
bahçeme. Balkona yakın bir pencere kenarında sıcacık kahvemi yanıma almış bu
satırları döküyorum ellerimden. Konu yine sevgi, konu yine aşk ve konu yine
ben…
Şuanda yanan şömine giderek içeriyi daha da fazla ısıtıyor. Fonda ayrılık
acısını anlatan İspanyolca bir şarkı bana eşlik ediyor. Kahvem giderek azalıyor. Ben sabahları bir
öpücükle değil kahve ile uyanırım aslında. İşte bu yüzden aşkı anlatışım onun
eşliğinde oluyor…
Kar giderek çoğalıyor. Etraf beyaza bürünürken ki
yaşadığım mutluluğu, aşk olunca
yaşayamayışım nedendir bilinmez. Bilinmez dedim ya sanki son noktayı koydum burada.
Hayır! Hiçte öyle değil. Mevzu bahis aşk olunca son noktayı koyamıyorum. Üç nokta
ile söyleyemediklerimi yazıyorum…
En yakınıma bile “Seni Seviyorum” diyerek sevgimi gösteremiyorum. Yetiştiriliş
tarzımdan mı kaynaklanıyor yoksa sevgiyi dile getirmekten mi utanıyorum?
Bilemiyorum. Bildiğim bir şey var aslında. O da herkes kadar sevişim, herkesten
çok sevgim…
7 Ocak 2013 Pazartesi
"Seni Seviyorum" Demek Neden Bu Kadar Zor?
Aşk konusunda uzun zamandır yazmadığımı fark ettim. Bırakın yazmamayı,
düşünmemiş ve söz etmemiştim de. Hal böyleyken benim için sevdiğimi söylemenin
ne kadar zor olduğunu anlatan bu yazı döküldü ellerimden...
Sevdiğimi söylemek, bunu dile getirmek benim için neden bu kadar zor
bilmiyorum? Konu bir kadına olan sevgi değil sadece, bana benden yakın olanlara
da sevgimi dile getiremiyorum. Çok zor değil oysa biliyorum. Ama yapamıyorum.
"Seni seviyorum" ya da sevgiyi belli eden herhangi bir cümleyi söylemek
benim için zor. Sevgiyi yücelten onu daha anlaşılır ve somut kılan hareketlerde
bulunmam da söz konusu değil. Ben ne kadar zor bir adam olduğumu zamanla
anladım. Anladım da ne değişti sanki. Hiçbir şey.
1 Ocak 2013 Salı
Delik Deşik Edeceksin Böylelerini…
Bazen
yaşamadığımız bir hayatın içindekileri öyle kolay eleştiririz ki yaptığımızın
hata olduğunu bile çok sonraları fark ederiz. İnsanoğlu çok kolay yargılar.
Onun yerinde değilsin, onun ruh hali içinde hiç değilsin, durumunu, acılarını,
korkularını ve yaşadıklarını bilmiyorsun. Peki neden bu kadar kolay ahkam kesiyorsun?
Cevabı bir tokat gibi çarpmak istiyor insan. Ruhunu tornavidayla delik deşik
etmek, parçalamak, bedeninden sökmek istiyor. Öyle ki; bir daha konuşamasın,
düşünmeden laf edemesin, kendi kirli düşünceleri içinde kalakalsın, pislensin…
Hayatınızda böyle üç beş tane varsa anlarsınız ne demek istediğimi. Tahammül
etmekte zorlanıyorum bunlara. Cehaletine vermek, görmezden gelmek, oluruna
bırakmak hiç ama hiç istemiyorum. Yargılarıyla küçülttüğü insanın üzerine
basmasını anlayamadığım gibi, durumunu eleştirmesini de hiç anlayamıyorum…
Yok ya zavallılar gerçekten. Hani konuşup kendini yorduğuna değmiyorlar. “Ahkam
kesenin aklını keseceksin” bunu bilir bunu söylerim…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)